Kurumlar Kötülerle Değil, “Beni İlgilendirmez” Diyenlerle Çöker
30 Ağustos’tan bugünün iş dünyasına uzanan sessizlik kültürünün görünmeyen yıkıcı gücü

Zaferi Getirenler de Sessiz Kalanlar da Tarihe Not Düşer
Bir ülke işgal altındayken, kenarda oturup “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenlerin sessizliği, işgalcinin kurşunundan daha tehlikeliydi. Aynı şey kurumlar için de geçerli. Çünkü bazı kurumlar, kötülerden değil, “BEN YAPMAM” DEMEYEN iyilerden çöker.
30 Ağustos bize bir hakikati hatırlatıyor:
O büyük zafer, yalnızca düşmanı püskürtenlerle değil, sessizliğin zincirini kıranlarla mümkün oldu. Eğer o gün herkes “beni ilgilendirmez” deseydi, bugün biz bu coğrafyada değil, başkasının gölgesinde nefes alıyor olacaktık.
Kurumlarda da yangın öyle başlar. Bir kıvılcım yanar… Usulsüzlük mü? Hayır.
Daha önce defalarca duyduğun o cümle: “Beni ilgilendirmez.”
Sonrası mı?
Süreçler kül, motivasyon enkaz, güven duygusu mezar taşına dönüşür.
Ama ortalıkta hâlâ “Ama ben elimle yakmadım” diyenler dolaşır.
Kusura bakma ama —
Yangın yerinde çayını yudumlayan da,
sessizce izleyen de,
geriye çekilip de öne çıkmayan da
aynı ateşin parçasıdır.
Çünkü bazı yangınlar sadece büyüyerek yayılmaz, susarak da çoğalır.
30 Ağustos’un bize bıraktığı ders nettir:
Bir kişi bile çıkıp “BEN VARIM” diyebildiğinde, sadece kendini değil, bütün bir geleceği kurtarır.
Ama o kişi çıkmazsa?
Artık mesele bir yanlış değil, kolektif bir suça dönüşür.
Ve bir gün biri gelip “Bu kurum nasıl bu hâle geldi?” diye sorduğunda, cevap sessizliğin küllerinden ibaret kalır.
O yüzden sor kendine:
Tarihe hangi notu düşüyorsun?
Yakan mısın, susan mı, yoksa ateşi durdurmaya cesaret eden mi?
Çünkü unutma, bir milletin kurtuluş destanı da, bir kurumun geleceği de, sessizlerin değil, direnenlerin hikâyesidir.




