Fırsat Eşitliği Tabelada Var Masada Yok: Kurumsal Hayatta Liyakat Neden Hep Kaybediyor?
Referansın emeğin önüne geçtiği sistemlerde başarı değil yakınlık yükseliyor — eşitlik sadece vitrin süsü olarak kalıyor

Fırsat Eşitliği, Tabelada Var, Masada Yok!
Kurumsal hayatta eşitlik…
Bakmayın siz, şirketlerin vitrinine astığı o cafcaflı “fırsat eşitliği” sloganlarına. O tabelayı her sabah okurken içimden şöyle geçiriyorum: “Burada eşitlik varsa, kesin başka bir yerde ‘arka kapı’dan girişler başlamıştır!”
Zira fırsat eşitliği, çoğu zaman sadece beyaz bir duvar yazısı; kimse o duvarın arkasına bakmaya cesaret edemiyor.
Yıllardır iş hayatında nice tecrübeye, alın terine, gecesiyle gündüzüyle harcanmış ömre rağmen, birileri bir yerlerden dolanıp geçiyor önüne. Sen kurslara, eğitimlere, nice mücadeleye ömrünü yatır; yeter ki soyadın doğru, referansın kuvvetli, ‘bizim çocuklardan’ ol.
İşin ilginci, kimse de bundan gocunmuyor; “bizde liyakat esas!” diyerek kahveler yudumlanırken arka odalarda isimler çoktan yazılmış oluyor.
Çalışanlar arası fırsat eşitliğinin masal olduğu bir dünyada, dışarıdan gelen yeni bir yüz, içerideki yılların emeğini gölgede bırakıyor.
Bir de o hep konuşulan “kadının kadına ettiğini…” Gerçekten, bazen en derin tahribatı, aynı yolu yürüyenler yapıyor birbirine. Yükselen bir kadın elini diğerine uzatacağına, çoğu zaman o merdiveni hızla yukarı çekiyor. Sonra dönüp ‘kadın istihdamı’ diye hashtag açıyoruz; gözyaşlarımızı da, adaletsizliği de klavye başında bırakıyoruz.
Erkeğin kadına, müdürün çalışana, çalışanların birbirine yaptığı kurnazlıklar ise işin kaymağı. “Yönetebileceğimi alırım, sorgulayanı yollarım” mantığıyla ilerleyen kariyer yolculuklarında, kimi zaman en donanımlı olanlar, “fazla tehlikeli” etiketiyle kuliste bekliyor.
Çünkü burada sadakat, yetenekten önemli. Yanaşmak, gelişimden önce geliyor. Ve sen ne kadar nitelikliysen, o kadar kolay dışlanabiliyorsun.
Herkesin birbirini tanıdığı, grupların küçük krallıklar kurduğu, “bizden misin, dışardan mı geldin?” diye bakılan ofislerde, fırsat eşitliği sadece toplantı notlarında kalıyor. Hangi eğitimden geçmiş, ne başarmış, neyi hak etmiş… Bunlar detay!
Mesele, masada kimin “yakın” oturduğu, WhatsApp grubuna kimlerin dahil edildiği.
Ve işin kötüsü, bu döngü devam ettikçe, adalet masalı sadece yeni mezun oryantasyonlarında anlatılıyor; gerçek dünyada ise “yerini bil, haddini aşma” kuralı hüküm sürüyor.
O yüzden sevgili “eşitlik tabelaları”,
Siz orada durun, bir gün gerçek olur belki!
Çünkü ben biliyorum ki;
Adaletin gölgesinde büyümeyen bir kurumda, başarı dediğiniz şey, ancak arka kapıdan sızan ayrıcalıkların gölgesinde boy atar.
Ve evet, biliyoruz:
Bazılarına fırsat eşitliği “aile dostuyla” gelir,
Bazılarına ise yılların emeğiyle bile uğramaz.




