Uncategorized

Mecburi İstikamet Konfor Alanı: Koşarak Var Olmayı Bırakıp Kendinle Yüzleştiğin Sessiz Çöküş

Performans kimliği dağıldığında ortaya çıkan anlamsızlık, konfor alanının gizli çöküşü ve insanın “Ben kimim?” sorusuyla yüzleşmesi

MECBURİ İSTİKAMET KONFOR ALANI Ruhun Bekleme Odası , Kendi Ayak İzlerinizi Takip edin Herkes Önünüze Taş Koysa Bile..!
Fark etmeden içten içe çözülmeye başlamıştım.
Beni ayakta tuttuğunu sandığım şeyin yaşam değil, hareket olduğunu o zaman fark ettim.
Üretmek, koşmak, yetişmek…Bunlar bir süre insanı diri tutuyor; ama bir noktadan sonra kendinle temasını erteliyorsun.
İşte farkındalık yolculuğum tam burada başladı.
Geçmişi geleceğe bir kaldıraç gibi kullanmak için. Olumsuzu olumluya çevirebilmek için.
Umuttan beslenen bir enerjiyle ve tükenmeyen bir dirençle.
Çünkü ben konfora alıştırılmamış bir yerden geliyorum.
Hayatın ne olduğunu rahatın içinde öğrenelim diye değil; sınırlarımızı bilelim diye eksik bırakıldık.
Şımartılmadık; haddimizi aşmayalım diye.
Mahcubiyeti öğrendik; saygıyı kaybetmeyelim diye.
SEVMEYE ÖNCE KENDİMİZDEN BAŞLADIK Kİ; EGOMUZ ŞİŞİP HER ŞEYİ KİŞİSEL ALGILAYACAK KADAR BÜYÜMESİN DİYE.
ÇALIŞMANIN BİR CİNSİYET MESELESİ DEĞİL, YALNIZCA EMEĞİN BİR HALİ OLDUĞUNU BİLEREK YÜRÜDÜK BU YOLU.
Yol sonra ısrarla dedi ki, Mecburi istikamet KONFOR. Orada da durmadım. Oradan da yeni bir hikâye çıkardım. Ya da ben bir hikayeden çıktım. Asla hiç bir şey tesadüf değildir. Kendini kaybettiğin yer belki de tam da kendinle buluştuğun yol ayrımındır. Yola çık, yol sana görünür.
Bir noktada tempo biter.
Takvim boşalır.
Toplantılar susar.
Acil olan hiçbir şey kalmaz.
Sanıldığı gibi huzur gelmez.
Önce hafif bir anlamsızlık çöker.
Çünkü yıllarca yaparak var olmuş bir zihin için durmak, dinlenmek değildir.
Durmak, performans kimliğinin çözülmesidir.
Performans bize şunu öğretir:
“Üretiyorsan değerlisin.”
“Koşuyorsan varsın.”
“Yoğunsan görünürsün.”
Tempo varken zihin soru sormaz.
Ama tempo bittiğinde tek bir cümle yankılanır:
“Ben bunlar olmadan kimim?”
Konfor alanı tam da burada masumiyetini kaybeder.
Önce mola gibi gelir.
Sonra yönsüz bir bekleyişe dönüşür.
Zaman vardır ama anlam yoktur.
Hareket yoktur ama huzur da yoktur.
İnsan fark etmeden ertelemeye alışır.
Uyuşur.
İç sesini bastırır.
Bu bir çöküş değildir.
Bu, kimliğin askıya alınmasıdır.
Performans bittiğinde “olma” hâliyle hiç tanışmamış olan insan,
konforun içinde yavaş yavaş kendini inkâr etmeye başlar.
Ne istediğini bilir gibi olur ama hissedemez.
Günleri geçirir, hayatı değil.
En tehlikelisi de budur.
Çünkü bu hâl bağırmaz.
Sessizdir.
Ama içten içe aşındırır.
Ve çoğu zaman yanlış adlandırılır:
“Tembelleştim.”
“Motivasyonum yok.”
“Onda bunda sorun var.”
Oysa sorun insanda değil;
anlamını yalnızca harekete bağlamış bir yaşam kurgusundadır.
Bu evre ya hemen yeni bir koşuyla doldurulur
— yeni hedefler, yeni roller, yeni meşguliyetler —
ya da cesaretle okunur.
Okunursa şunu öğretir:
İnsan sadece yaptıkları değildir.
Ama bunu anlayabilmek için önce performansın dağılmasına izin vermek gerekir.
Şimdi asıl soru şu:
Durduğunda kendinle kalabiliyor musun, yoksa yeniden koşacak bir sebep mi arıyorsun?
Bu bir eleştiri değil.
Bir davet.
Durup bakmaya cesareti olana.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu