Uncategorized

En Büyük Hırsızlık Kasada Değil Vicdanda Yapılıyor

Normalleşen Anormallikler, Çalınan Zamanlar ve Ruhumuzdan Eksilen Değerler

Hırsızlığı hep birinin malını çalmak diye öğrettiler bize.
İşte tam da burada, topuzun ayarını kaçırdık.

Böyle böyle yozlaştık; yapılan her anormali normalleştirdik.
Bir parmak bal çaldılar ağzımıza — tatlı geldi.
Sonra tadından yenmez oldu.
Yoklukla imtihan ettiler, imtihandan kaldık.
“O yapıyor, bu yapıyor, bir şey olmuyor.” dedik.
Yedikçe yedik, doymadık.
Alan el de, veren el de razıydı.

Bir skeçte duymuştum: “Herkes çapı kadar çalıyordu.”
Ne kadar acı ama ne kadar tanıdık bir cümle…
Maldan çala çala gözümüz doymaz, kulağımız duymaz, kalbimiz hissetmez oldu.
Bedenler duymayı bıraktı, ruhlar aç kaldı.

Sonra çalma biçimleri değişti.
Kimse artık kasadan çalmıyor.
Birinin zamanını, diğerinin emeğini, bir başkasının umudunu çaldık.
Yıllarca emek verilmiş hayatları bir sözle yok ettik.
Ve en kötüsü, bunu da normalleştirdik.

Bir zamanlar yüz kızartıcı bir suçtu hırsızlık.
Ama artık yüzümüz kızarmıyor.
Çünkü biz utanmayı bile unuttuk.

Asıl çalma, kendimizden başladı.
Ruhumuzdan, vicdanımızdan, merhametimizden çaldık.
“Önce ben” derken, en sonunda kendimizi yitirdik.
Bize ait olmayanları sahiplenmeyi, başkasının emeğini kendi başarımız gibi sunmayı öğrendik.
Ve fark etmeden ruhlarımızı soyduk.

Evet, hırsızlık bir eylemdi.
Ama en büyük hırsızlık, insanın kendinden çalmasıydı.
Bir gün aynaya bakıp “Ben neyimi kaybettim?” diyebildiğimizde —
işte o gün, belki de geri kalan her şeyi geri kazanabileceğiz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu