Uncategorized

Sarı Öküzü Verenler Hep Kaybeder, Kurumsal Hayatta İlk Tavizin Bedeli

Konfor için susturulan her ses, güçlenen her zorbalığın başlangıcıdır: Ofislerde kaybedilen savaşların gerçek nedeni

Sarı Öküz Hikayesini Bilir Misiniz?..

Bu eski masalda, geniş düzlüklerde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aç aslanlar her gün sürüyü taciz ederken, öfkelerini bir türlü dindiremezlermiş. Günler geçtikçe öküzler bir araya gelerek aslanları def etmeyi başarırmış, aslanlar ise güçten düşüp daha da kurnazlaşmışlar.

Sonunda, kurnaz bir topal aslan beyaz bayrakla gelerek sürünün lideriyle konuşmak istemiş. Kibarlıkla başlamış:

“Saygıdeğer öküzler, biz aslanlar aslında barışçı bir milletiz. Aramızda barışsızlık yaratan tek şey şu sarı öküzünüz… Onun rengi gözümüzü kamaştırıyor, sinirlerimizi bozuyor. Bize onu verin, size bir daha saldırmayalım.”

Öküzler tereddüt etmiş; sürünün selameti için bir fedakârlık yapmaya karar vermişler. Zavallı sarı öküz sürünün elinden alınarak aslanlara teslim edilmiş.

Kısa bir süre her şey sakinleşmiş; aslanlar gerçekten saldırmamış. Fakat açlık geçiren aslanlar er geç geri gelmiş: Bu kez farklı bir gerekçe bulup “Gelin şu uzun kuyruklu öküzü verin” demişler.

Sürü, ilkinde olduğu gibi o ödünü de vermiş. Bu döngü yıllar sürmüş: Her yeni fedakârlık huzur getirecekmiş gibi görünürken aslanlar daha da güçlenmiş, öküzler giderek zayıflamış.

En sonunda bir avuç öküz kalmış geriye. Boz öküz arkadaşıyla sormuş:

“Biz ne zaman kaybettik bu savaşı? Ne zaman bu kadar güçsüz düştük?”

İhtiyar öküz hüzünle cevaplamış:
“Biz bu savaşı sarı öküzü verdiğimiz gün kaybettik.”

Masal kulağa basit gelebilir ama satır araları kurumsal hayatımıza öyle güzel uyuyor ki…

Ofiste bazen, gerçek bir problemi göze almak yerine, ‘taşın altına el koyan’ kişiyle uğraşmak yerine etrafımızı rahatlatacak kolay hedefler seçiyoruz.

Bir fikir ortaya atıldığında, ilginç bir çözüm sunulduğunda ya da rahatsız edici bir gerçek dile geldiğinde, koltuğumuz rahat olsun diye “o giderse iş yoluna girer” diye düşünmek ne kadar cazip!

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyerek ses çıkarmaz, hakkımızı arayanı sürünün dışına itebiliyor muyuz?
Sessiz kalmanın, herkes kendi konfor alanında kalarak menfaatini korumanın bedelini hiç düşündük mü?

Profesyonel hayatımızda ‘ilk taviz’in nasıl büyük sonuçlar getirebileceğini unutmamalıyız.

Bir projede veya takımda bir kişi susturulduğunda kısa vadeli huzur sağlıyor olabiliriz; ama o fedakârlığın hesabını uzun vadede hep birlikte öderiz.

Belki konfor alanımızda kalmak için şikâyet eden bir meslektaşı yalnız bırakıyoruz;
belki sırf sorun büyümesin diye yapıcı eleştiri yapanı kenara itiyoruz.

Sonuçta ofisteki aslanlar büyümeye devam ediyor, güç dengeleri değişiyor.

Bu hikâye size ofisinizde neleri düşündürüyor?
Sizce kendi kurumsal dünyamızda “sarı öküz” rolünü kimler veya neler oynuyor?
Konfor alanımızı korumak uğruna neleri feda ettiğimizi hiç sorguladık mı?

Unutmayalım ki hepimiz aynı gemideyiz…
Ve ilk bayrağı biz çektiğimizde kaybetmeye başladığımızı fark etmek önemli.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu