Yanlış Üslup Doğru Sözü Öldürür
Kaba dilin normalleştiği dünyada, saygılı iletişim mümkün mü? Kurum kültüründen bireysel farkındalığa uzanan güçlü bir sorgulama

“Yanlış üslup, doğru sözün celladıdır.”
Bu sözü ilk duyduğumda, sadece iletişimi değil, hayatın her alanındaki çatışmaların kökenini bir cümleyle anlatabildiğini fark ettim.
Bugün yine sabah saatlerinde kendime sordum:
“Yaşadığımız birçok sorunun altında gerçekten ne yatıyor?”
Cevap, düşündüğümden daha sade ama bir o kadar da derin:
İletişim eksikliği değil sadece, iletişim bilinci eksikliği…
İletişim, sadece sözcüklerle başlamıyor.
Kıyafetimize gösterdiğimiz özeni, beden dilimize, ses tonumuza, dinleme şeklimize ne kadar yansıtabiliyoruz?
Dışarıdan çok şık görünürken, içimizdeki sabırsızlık, öfke ya da üstünlük çabası… bir şekilde su yüzüne çıkmıyor mu?
Bir süredir bu alanda hem okuyor hem de kendi iletişim tarzımı gözden geçiriyorum.
Nerede hata yapıyorum?
Hangi manipülasyonlara maruz kalıyorum?
Neden bazı ortamlarda anlatmak değil, kendini anlatmaktan yorgun düşüyorum?
Bu sorgulamalar beni şu noktalara getirdi:
İletişimde bir standart olabilir mi?
Saygı dili, kişiye göre mi değişmeli?
Kurum kültüründe “biz hep böyleyiz” kalıbı, olması gerekenin önüne geçmeli mi?
Uyum sağlamak için kabalaşmak zorunda mıyız?
Kimi zaman bir kurumun “informal yapısı” bahanesiyle, samimiyet adı altında hoyratlıkların iletişim dili haline geldiğini görüyoruz.
Peki o kurumda “olması gereken” için çabalayanlar ne yapmalı?
İşte bu noktada iletişimci kimliğimiz devreye giriyor.
Çünkü iletişim, sadece aktarım değil, aynı zamanda dönüşümdür.
Ve bu dönüşümün ilk halkası yine kendimiziz.
İletişim, anlamaya niyetle başlar. Anlaşılmak için değil, anlamak için çıktığınız her yolda dönüş kaçınılmazdır.
Sahi biz ne ara bu kadar kaba, anlayışsız ve sadece görünüşte dinleyen bir toplum olduk?
Dinlemeyi, anlamayı, özenli olmayı yeniden öğrenebilir miyiz?




