Zekâ Yol Açar, Kurnazlık Yüzeyde Kalır: Farkındalık İz Bırakır
Zülfü Livaneli’nin sözleri üzerinden zekâ ile kurnazlık arasındaki görünmeyen ama hayatı belirleyen fark

Zekâyı kurnazlıkla karıştırmak, incelikli olanı yüzeyde boğmaktır.
Zülfü Livaneli’nin bu satırları, uzun süredir kendi içimde sessizce tartıştığım ama her fırsatta yüksek sesle savunduğum bir konuya dokunuyor: Zekâ ile kurnazlık aynı cümlede bile geçmemeli. Çünkü bu iki kavram aynı yerden doğmaz, aynı yoldan da yürümez.
Livaneli diyor ki,
“Zeki adamlar kolay uyum gösteremezler… Beyinsel ve duygusal zekâları onları, sürüdeki kara koyun hâline getirir.”
İşte bu cümle, hayatım boyunca defalarca tanık olduğum bir tabloyu özetliyor. Gerçekten zeki insanlar –ki burada zekâdan kastım yalnızca akıl değil; sezgi, empati ve vicdanın birleşimidir– asla kurnazlık yapmaya ihtiyaç duymazlar. Çünkü onlar için başarı bir manipülasyon değil, bir anlam yolculuğudur. O yüzden çoğu zaman kalabalığın içinde görünmez olurlar ama yoklukları en çok hissedilenler de yine onlardır.
Kurnazlık ise bambaşka bir türden gelir. Çabuk adapte olur, sistemin açıklarını görür ve çoğunlukla da yüzeyde kalmayı tercih eder. Ama bu kalıcılık değildir, sadece görünürlüktür.
“Türkiye’nin zeki ve saf insanlardan oluşmasını dilerdim. Ama ne yazık ki kurnazlar daha fazla.”
Bugün iş dünyasına, kurumlara ya da sosyal hayata baktığımızda bu satırlar neredeyse birebir karşılık buluyor. Sistem; sorgulamayanı, uyum sağlayanı, “fazla kurcalamayanı” alkışlıyor. Ama ben her zaman şuna inandım: Gerçek zekâ, hiçbir zaman konfor aramaz. O; anlam arar, adalet arar.
Ve o yüzden de benim için zekâyı kurnazlıkla yan yana koyan her düşünce kırılgan gelir. Çünkü biri inşa ederken, diğeri sadece o inşanın üzerine çıkmakla meşguldür.
“Bizde âdet böyledir. Güzeli çatlatırlar, çirkini söyletirler.”
Ama ne mutlu ki, zaman içinde değerler yer değiştirirken, kim neyi nasıl yaptığıyla hatırlanır.
Benim için zekâ; yol bulmak değil, yol açmaktır.
Ve bu yol, kurnazlıkla değil, karakterle yürünür.



