Kötülük Nerede Başlar? Sessizlik Nerede Suça Dönüşür?
Görmezden gelmek masum değil: Hak “lütuf” gibi sunulunca, liyakat yerine sadakat alkışlanınca kötülük büyür. Asıl soru şu: Susmak seçimin mi?

Kötülük Nerede Başlar, Nerede Biter?
Hiç düşündünüz mü gerçekten? Yoksa gördüğünüz her kötülükten hızlıca uzaklaşmayı mı tercih ettiniz? Kaçarken acı çekmek mi ağır geliyordu, yoksa o kötülüğün sorumluluğunun size de bulaşabileceği ihtimali mi?
İçinden çıkamadığımız her haksızlık karşısında dilimize pelesenk ettiğimiz bir cümle var: “Değiştiremeyeceğim şeyler için çabalamayı bıraktım.”
Zamanında elinden geleni yapmış ama yetmemiş olanlara asla laf etmiyorum.
Benim sözüm; hiçbir zaman çaba göstermeyip, sadece şikayet ederek kendini temize çekenlere. Olmaz denilen yerde bile, denemeden vazgeçmek yerine, önce gerçekten denemek gerekir.
Peki neden net konuşan, çabalayan insanlar, “negatif” diye etiketleniyor bugün? Çünkü, artık çoğumuz, gerçeği duymaktan çok, duyduğumuz şeyin kulağımıza nasıl geldiğiyle ilgileniyoruz.
Samimiyet yerine nezaket süsü verilmiş yüzeysellik var.
Ve kimse net olmaya tahammül edemiyor.
Eskiden insanlar, niyetiyle konuşurdu.
Şimdi niyeti saklayan cümlelerin arkasına sığınıyoruz.
Dilimiz politikleşti,içimiz gerçeklerden koptu.
Bu yüzden konuşamıyoruz,anlaşamıyoruz,güvenemiyoruz.
Ve kötülük tam da burada başlıyor:Görmemeye başladığımız anda, gözümüzle değil çıkarımızla bakmaya başladığımızda.
Geçenlerde Sayın, Ayşe Kulin’in bir söyleşisini dinledim.
Bayram zamanı evden çıkan yemek kokuları komşuya ulaştığında, bunun bir “ikram”vesilesi olduğunu anlatıyordu.
Nezaketin,paylaşmanın,görgünün bir aile terbiyesi olduğunu.
Şimdi o gelenek hâlâ bazı evlerde yaşıyor, evet.
Ama bir zamanlar kültür olan şey, bugün ancak “istisna” olarak anılıyor.
Eskiden hak vermek doğaldı.
Şimdi hak etmek yetmiyor.
Lütuf gibi sunulan haklar, insanların başına borç gibi sarılıyor.
Ve en kötüsü, borçlu hissetmek bile artık edepten değil; ilişkisel menfaatten kaynaklanıyor.
Böyle böyle değerler şekil değiştiriyor.
Böyle böyle görgü, yerini görünür olmaya bırakıyor.
Kurumlar da bu dönüşümden azade değil.
Artık üretmek değil, parlamak marifet sayılıyor.
Liyakat değil sadakat alkışlanıyor.
Eleştiren değil susan yükseliyor.
Ve sonra soruyoruz:
“Neden insanlar kendini geliştirmiyor, neden kimse çaba göstermiyor?”
Çünkü sistem, çaba göstereni değil, görünür olanı ödüllendiriyor.
Bu zihniyet eğitimde de kendini gösteriyor.
Merak yok, ezber var.
Soru sormak değil, uyum sağlamak öğretiliyor.
Çocuklar düşünmesin diye değil, düşünememesi için büyütülüyor adeta.
Ve biz tüm bunlara şahitlik ederken.
Sadece izliyoruz. Kimi zaman başımızı çevirerek, kimi zaman “benim alanım değil” diyerek.
İşte kötülük, tam da burada başlıyor.
Bir şey yapmadığımızda. Gördüğümüzü yok saydığımızda.
📌 O zaman sormak lazım,
Gerçekten hiçbir şey yapamıyor muyuz?
Yoksa hiçbir şey yapmamayı mı seçiyoruz?
🎯 Peki, ne yapmak lazım,
• Şahit olduğunuz şeyleri yok saymamak.
• Şikayet etmemek, çözüm üretmek.
• Kendi küçük çevrenizde, büyük farklar yaratabilecek hareketleri küçümsememek.
Çünkü kötülüğü başlatan siz olmayabilirsiniz.
Ama susarsanız, tamamlayan olursunuz.
🖋 “Farkındalık iz bırakır.”




