Hayatı Yavaşlatma Cesareti: Gerçek Gelişimin Sessiz Devrimi
Aziz Sancar’ın sözüyle başlayan farkındalık yolculuğu: dedikodudan uzaklaşmak, kendine yaklaşmak ve sade mutluluğu keşfetmek

“Bazen en büyük ilerleme, hiçbir yere yetişmeye çalışmamaktır.”
Sayın, Aziz Sancar’ın o cümlesi hep kulağımda çınlar: “Bütün enerjinizi işinize verin. Bilim öğrenmeye çalışın. Günlük dedikodularla, politikalarla uğraşmayın.”
Anlamam zaman aldı. Çünkü bazı sözler, insanın yaşına değil, yaşadıklarına göre açılır.
Zamanla fark ettim ki, her şeyin bir zamanı varmış. Bazı cümleler bilinçaltına yerleşiyor; sessizce bekliyor, sen farkına varmadan hayatının ortasına düşüveriyor.
Sonra bir gün, bir olay yaşanıyor ve diyorsun ki: “Ben bunu bir yerlerde okumuştum… ama şimdi gerçekten anladım.”
Benim için de öyle oldu. Her gün bir şey öğreniyorum, ve her öğrendiğimde biraz daha ne kadar cahil olduğumu fark ediyorum.Kendime sık sık söylüyorum:
Herkes bilmediği her şeyin cahilidir. Ve belki de bu farkındalık, en zarif öğrenme biçimi.
Bazen kendime çıkışıyorum: “Sen kimsin de yazıyorsun, çiziyorsun, insanlara akıl veriyorsun?”
Sonra gülüyorum…
Çünkü yazmak aslında “akıl vermek” değil,
kendinle konuşmanın biraz daha estetik bir yolu. Herkesin terapi şekli farklı, benimki harfli.
Uzun zaman kendimi yetersiz hissettim.
Ama anladım ki yetersizlik kötü bir şey değilmiş; aslında insanı büyüten en güçlü dürtüymüş.
Her bilmediğim şey, öğrenmeye niyet ettiğim yeni bir kapıymış.
Bir yerden sonra da fark ettim: Ne kadar uğraşırsan uğraş, bazı insanları, politikaları, sistemleri değiştiremiyorsun.
Ama kendini değiştirebiliyorsun.
Ve o, düşündüğünden çok daha devrimci bir eylem.
Artık dedikodulara mesafeli, politikalara alerjik, ama hâlâ duyarlı biriyim.
Kimseyle ilgilenmediğinde kimsenin de seninle o kadar ilgilenmediğini fark ediyorsun. Ve inanın, bu farkındalık insanı özgürleştiriyor.
Küçük bir çevre, birkaç samimi dost,
bir fincan kahve, damağında kalan bir tat,
yargısız sohbetler, huzurlu bir ev, ve gereksiz hırsların olmadığı bir gün.
Bazen mutluluk, sadece bu kadar sade bir şey işte.
Ne şöhrete gerek var,
ne de alkışa.
Kendinle barıştığında,
zaten dünyanın en büyük sahnesinde huzurla oynuyorsun.
Bugün pazar…
Kahvemi yudumluyorum, dünyayı kurtarmaya niyetim yok.
Sadece kendimi daha az yargılamaya,
ve biraz daha içten gülümsemeye niyetim var.




