Bazen bir cümle, insanın zihninde yıllarca yankılanır. Yerini tam hatırlayamazsınız, sahnesini bulanık anımsarsınız ama…

View this on InstagramSizce hayatta en çok neyi yanlış anlıyoruz:
Gerçeği mi, yoksa kendimizi mi?
ındalıkyolculuğu
Bazen bir cümle, insanın zihninde yıllarca yankılanır.
Yerini tam hatırlayamazsınız, sahnesini bulanık anımsarsınız ama sorduğu soruyu asla unutmazsınız.
Bazı diyaloglar, sandığınız gibi rastgele bir replik değil.
The Sunset Limited adlı filmden.
Filmde geçen sahne tam olarak şudur:
Bir karakter, Tanrı’ya dair büyük anlamlar, inançlar ve hakikat üzerine konuşurken sorulur:
“Eğer Tanrı olsaydınız, insanlara tek bir mesaj vermek isteseydiniz ne söylerdiniz?”
Cevap duraksamadan gelir:
“Hepiniz beni yanlış anladınız derdim.”
…
Bu cümle Tanrı adına konuşmak değildir.
Tam tersine, insanın kendi kesinlik iddiasını sorgulamasıdır.
Çünkü biz bu dünyaya, çoğu zaman cevaplarla değil, yorumlarla geliyoruz.
Aynı metni okuyor, aynı olaya bakıyor, aynı kelimeyi duyuyor ama bambaşka anlamlar çıkarıyoruz.
Ve sonra kendi yorumumuzu mutlak doğru ilan ediyoruz.
Belki de mesele şudur:
Yanlış anlamamız değil,
anladığımızdan bu kadar emin olmamızdır.
Hepimiz bir şey arıyoruz:
Anlam, doğruluk, yön, teselli…
Ama yolculuğun sonunda dolu mu gideceğiz, yoksa sadece inandıklarımızı mı taşıyacağız?
Bazen aynada,
bazen hiç tanımadığımız bir yüzün cümlesinde,
aynı soru geri dönüyor:
Herkes başka bir anlam çıkardıysa, doğru olan hangisi?
Yoksa doğru dediğimiz şey, bakabildiğimiz yer kadar mı?
Belki de bu repliğin asıl gücü burada:
Bizi cevap vermeye değil, haddimizi bilerek yeniden düşünmeye çağırıyor.
Sizce hayatta en çok neyi yanlış anlıyoruz:
Gerçeği mi, yoksa kendimizi mi?
ındalıkyolculuğu




