İyilik Yorulduğunda Kötülük Güçlenir, Sessizlik Yozlaşmayı Büyütür
Vicdan sustuğunda sistem çürür; bir kişinin cesareti ise kötülüğün kurduğu tüm düzeni yıkmaya yeter

İyilik de YORULUR 🙁
Kötülük, çoğu zaman bir çığlıkla değil… bir fısıltıyla başlar.
Bir yanlışın üstü örtülür, bir vicdan susturulur, bir insan sessiz kalır.
Ve o sessizlik — kötülüğün en verimli toprağı olur.
Hiç kimse bir günde yozlaşmaz.
Kötülük önce küçük bir bahane bulur: “Ben karışmayayım.”
Sonra bir sessizlik yayılır: “Zaten herkes böyle yapıyor.”
En sonunda bir sistem kurulur: “Artık bu böyle yürür.”
Ve işte o an, iyilik sadece geri çekilmez; yorulur.
Yorgun iyiliklerin dünyasında kötülük, akıllıca değil; rahatça hareket eder.
Kendini meşrulaştırır, haklı gösterir, hatta bazen alkış bile alır.
Çünkü kötülük, çoğu zaman kendi cesaretinden değil, iyilerin yorgunluğundan beslenir.
Bu döngüde en tehlikeli olan kötüler değil,
“Benim sorumluluğum değil.” diyenlerdir.
Suskunluk, kötülüğü büyütür.
Yanlışın karşısında sessiz kalan her insan, farkında olmadan o yanlışın koruyucusuna dönüşür.
Zamanla, “yanlışın normalleştiği bir düzen” doğar — ve yozlaşma artık bireysel değil, kolektif bir refleks halini alır.
Kötülük kendi çukurunu kazarken, masumları da yanına çeker.
Çünkü herkesin biraz suça bulaştığı bir düzende, kimse kimseyi suçlayamaz.
Ve kötülüğün en büyük zekâsı da burada saklıdır: Kendini, iyilerin suskunluğu üzerinden temize çekmek.
Ama unutmamak gerekir:
Vicdan, en güçlü direniş biçimidir.
Her çağda, her yapıda, her düzende…
Birileri susarken, bir kişi konuştuğunda o ses sadece bir insana değil, bir bilince dönüşür.
İyilik yorulunca kötülük hiyerarşi kurar.
Ama bir tek dürüst cümle, o hiyerarşiyi yerle bir etmeye yeter.




