“Farkındalık bir devrim cümlesidir… ve devrimin en zarif hâlidir.” Bunu yıllar önce değil, aslında…

View this on Instagram“Farkındalık bir devrim cümlesidir… ve devrimin en zarif hâlidir.”
Bunu yıllar önce değil, aslında her gün yeniden fark ediyoruz.
Kurumlarda, toplantılarda, koridorlarda, bazen de kendi iç sesimizle baş başayken…
Çünkü farkındalık, öyle yüksek sesle atılan bir slogan değildir.
Bir bildiri değildir.
Bir manifesto da istemez.
Sessizdir.
Ama sesi olmayan her şey gibi, en güçlü olanıdır.
Bir insanın bir anda “Ben burada neyi görmezden geliyorum?” diye durmasıyla başlar.
Bir yöneticinin,
“Bu karar bende nasıl bir etki bırakıyor?
Karşı tarafta nasıl bir yankı oluşturuyor?” diye düşünmesiyle büyür.
Bir kurumun “Biz gerçekten neyi yaşıyoruz ve neyi yaşadığımızı sanıyoruz?” diye kendine dürüstçe bakmasıyla dönüşür.
Devrimler çoğu zaman yumrukla, güçle, büyük laflarla anılır.
Ama işin aslı şudur,
En köklü dönüşümler, önce bir insanın kendi içindeki küçük fark edişlerle başlar.
Farkındalık, bu yüzden bir devrimin en zarif hâlidir.
Kimseyi yıkmadan, kimseyi ezmeden, kimseyi kaybetmeden yapılan bir içsel ayağa kalkış hâli…
hep şunu söylerim ki,
“Kendini fark eden, sistemini de fark eder.
Sistemini fark eden, değiştirme cesaretini de bulur.”
İnsan önce kendi kör noktasını görür.
Sonra iş hayatındaki döngüleri…
Sonra da kurum kültürünün çatlaklarını…
Ve o küçücük fark ediş, zamanla büyük büyük dönüşümlerin kapısını aralar.
İşte bu yüzden farkındalık, bir cümle değildir.
Bir devrimdir.
Ama öyle nezaketle yapan bir devrim ki, arkasından kimse enkaz toplamaz ; aksine herkes kendi taşını yerine koymayı öğrenir.
ğerlerKültürü #İtibarYönetimi İletişim
“Farkındalık bir devrim cümlesidir… ve devrimin en zarif hâlidir.”
Bunu yıllar önce değil, aslında her gün yeniden fark ediyoruz.
Kurumlarda, toplantılarda, koridorlarda, bazen de kendi iç sesimizle baş başayken…
Çünkü farkındalık, öyle yüksek sesle atılan bir slogan değildir.
Bir bildiri değildir.
Bir manifesto da istemez.
Sessizdir.
Ama sesi olmayan her şey gibi, en güçlü olanıdır.
Bir insanın bir anda “Ben burada neyi görmezden geliyorum?” diye durmasıyla başlar.
Bir yöneticinin,
“Bu karar bende nasıl bir etki bırakıyor?
Karşı tarafta nasıl bir yankı oluşturuyor?” diye düşünmesiyle büyür.
Bir kurumun “Biz gerçekten neyi yaşıyoruz ve neyi yaşadığımızı sanıyoruz?” diye kendine dürüstçe bakmasıyla dönüşür.
Devrimler çoğu zaman yumrukla, güçle, büyük laflarla anılır.
Ama işin aslı şudur,
En köklü dönüşümler, önce bir insanın kendi içindeki küçük fark edişlerle başlar.
Farkındalık, bu yüzden bir devrimin en zarif hâlidir.
Kimseyi yıkmadan, kimseyi ezmeden, kimseyi kaybetmeden yapılan bir içsel ayağa kalkış hâli…
hep şunu söylerim ki,
“Kendini fark eden, sistemini de fark eder.
Sistemini fark eden, değiştirme cesaretini de bulur.”
İnsan önce kendi kör noktasını görür.
Sonra iş hayatındaki döngüleri…
Sonra da kurum kültürünün çatlaklarını…
Ve o küçücük fark ediş, zamanla büyük büyük dönüşümlerin kapısını aralar.
İşte bu yüzden farkındalık, bir cümle değildir.
Bir devrimdir.
Ama öyle nezaketle yapan bir devrim ki, arkasından kimse enkaz toplamaz ; aksine herkes kendi taşını yerine koymayı öğrenir.
ğerlerKültürü #İtibarYönetimi İletişim




