Çalışmak Bizde Neden Yük Değildi? Bir Ailenin Emeğe Dair Hafızası
Göçle gelen yeniden başlama bilinci, emeği zorunluluk değil hayatın parçası yaptı. Para değil anlayış bırakan bir miras mümkün mü

Eskilerin bir sözü vardır:
“Boş duranı şeytan kovalar.”
Ben bunu ailemiz için biraz daha farklı ifade ederim.
Kadını, erkeği, genci, yaşlısı… Bizim genetiğimiz biraz bozuk derim hep; ama bunu bir eksiklik değil, bir alışkanlık olarak söylerim.
Selanik göçmeni bir ailenin kızı olmamdan kaynaklanıyor olabilir.
Annemin, babamın ve onların atalarının, yaşadıkları toprakları terk ederken yıllar içinde edindikleri her şeyi geride bırakıp gelmelerinin bıraktığı bir hafıza bu. Bu bir “sıfırdan başlama” hikâyesi değil; daha çok yeniden başlama bilinci.
Sıfırı başa yazmaktan ziyade, sıfırın önüne ne koyabileceğini düşünme hâli.
Belki de bu yüzden çalışmak bizim için hiçbir zaman bir yük olmadı.
Bir zorunluluktan çok, hayatın doğal bir parçasıydı.
İnsana değer katan, yapılan işe anlam ekleyen; üretirken düşünmeyi ve süreçten tat almayı önemseyen bir yaklaşım olarak şekillendi.
Biz başarıyı mutluluğun sonucu olarak değil,
mutluluğu çalışmanın içinde konumlandırarak anlamlandırdık.
Ekmeğin değerini, onu kazanma biçimiyle birlikte düşünmeyi öğrendik.
Rahmetli babamın hayata dair net bir yaklaşımı vardı:
“Ya sanatkâr olacaksın ya zanaatkâr.”
Bunu, bir işi yüzeysel yapmamakla tamamlar; her şeyden biraz bilmenin mümkün olduğunu ama bir alanda mutlaka derinleşmek gerektiğini söylerdi.
Çalışmak, bu bakış açısının doğal sonucuydu.
Yaptığın işin hakkını vermek, kimseye borçlu kalmamanın bir yolu olarak görülürdü.
Muhtaç olmayacak kadar elin ekmek tutması, ekmeğin kıymetini bilmekle birlikte onun gerçek sahibinin kim olduğunu da unutmamayı gerektirirdi.
Emanet bilinci, mülkiyetin önünde gelirdi.
Biz çalışmayı yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değil,
bir sorumluluk ve tutarlılık meselesi olarak gördük.
Bu yüzden sevdik çalışmayı.
Babam “Ben çalışmazsam ölürüm” derdi.
Gerçekten de son nefesine kadar çalıştı.
Yatağa düştüğünde kısa bir süre içinde hayata veda etti.
Hayatıyla söylediği söz arasında bir mesafe yoktu.
Bize geride para, mal ya da mülk bırakmadı.
Bıraktığı şey, çalışmaya dair bir anlayıştı.
On yaşındaydım.
Kasap dükkânında elime verilen talaşları süpürmem istendiği günden beri…
Çalışmayı, hayatın doğal bir parçası olarak gördük.




